Oca 25 2010
BİR KÖŞEDE HATIRLANMAYI BEKLEYEN HER ŞEYE…
Mutluluk da istemezdi inan yağmurlu gözlerin özlemi olmayı.hüzün çok mu meraklıydı sanki derin düşüncelere dalmış gözlere,
İstenmemeye bu kadar yakıştırmadı kendini kara günler;ve inan kara günün veya talihin sıfatı olmayı umutsuz kalplerden öğrendi.Ya gözyaşı,onu da yanaklarına hasret de öyle mi akar sandın?
Rüzgar sadece uğultu mu senin için?Oysa haykıramadıklarını ne de güzel taşır sen söylemeden istediğin yere…Ya güneş,güneşi dünyanı aydınlatmak için mi doğuyor sandın?Sen ruhunun aydınlığını karartan güneş!Sen kendi içini aydınlatamadıktan sonra,kabahati güneşe atmanın ne faydası var?
Hele tebessüm,kırık kalplerin “dokunmayın parçalanırım” simgesi olmayı hiç istemedi.Asaletin tebessümü varken, pervasız kahkahalara açık değildi kapısı.Ve tebessüm bu kadar aşağılanmayı hakketmiyordu.
Kalbin sesiyse eğer gülüş,duyanların hiçbiri hor görmez emin ol!”İçin”ler,”senin için”olduğu sürece değerlidir.Hiçbir edat önemsemedi içini.Zaten tek başına hak iddia etmiyordu için .Seninle güzeldi;”senin için”.
Ve pişmanlık,her küstahlığın mazur görülme sebebi sayılmayı;bir zafer olduğunu ve ödülü affını almayı unutarak öğrendi.
Hoşçakallar en uzun vedalarda her şeyi anlatan tek kelimeyken,susup gitmek aldı yerini.Hoşçakalın yerini tutmadı ;ama açtığı boşluk da anlattı zamanla her şeyi.
Unutulmuş saygılara,
Ertelenmiş hayatlara ve kaçırılmış mutluluklara,
İki söz arası pişmanlıklara SELAM OLSUN!!!!!!!
LEYLA ES.
£EY£@:)



Bilmiyorum şimdi nerdesiniz.Yazın açan papatya kokan yerlerde veya hangi kardelenlerin öğretmenisiniz.Onlarla devam ediyorsunuz yolunuza.Onlara siz öğretiyorsunuz, güzeli çirkini.Onlarla atıyor kalbiniz hep.Üzüntülerinizle , mutluluklarınızla onların yanındasınız.Onlarla paylaşacaksınız bunları ,bizlerle değil.Yine bir okul başlangıcıydı fakat siz yoktunuz yanımda.Sizi çok özledim öğretmenim bilemezsiniz.Ne olursunuz bir defa yüzünüzü görsem, o tatlı nağme gibi gelen sesinizi duysam .Olmuyor kader öyle bir savurdu ki öğretmenim ,içine aylar ,yıllar sığdırdı.Hasretiniz öyle bir büyüdü ki
Nefesi hep alırsınız ama bir anlık farkedersiniz ya nefes aldığınızı ,hani “yaşamak ne güzelmiş be”dersiniz.işte böyle bir şeydir umut.Yani hep vardır ama işte siz ya bir an farkeder ya da yapışır bırakmazsınız onu.O da siz isterseniz gelir istemezseniz yoktur.Övünmez de hiç.Ne de mütevazıdır nasıl da bilir haddini.Ama biz onu isterken haddimizi aşarız bazen.Bazen?Umut etmeyi de karıştırdık iyice.Sallayıp bıraktığımız.saldım çayıra hesabı boşverdiğimiz işlerde de umut arar olduk.İyi,güzel.Ne var bunda değil mi?Hayır.Umut mütvazı dedik tamam.Ama umut özel olmak ister.Her anınızda değil de birkaç güzel anınızda sevincinizin kaynağı olup haklı olarak azıcık övgü bekler sizden.Her boş işte oturup da”umut ettim olmadı,mahvoldum,bittim.”"umudum kalmadı fani dünyadan……..Ferdi baba misali karalar bağlayıp onu yok saymanızı istemez.Sövgü beklemez.




